İnsanlara Bakmak Suç Mu? Felsefi Bir Sorgulama
Bir gün, kalabalık bir meydanda yürürken, fark ettim ki, herkesin gözleri başka birine odaklanmıştı. Kimi hızlıca bakıp geçiyor, kimi uzun süre bir noktaya sabitlenmişti, birinin gülümsediği anı izleyen bir başka kişi ise gözlerini kaçırmaya çalışıyordu. O an, insanların birbirlerine bakmalarının aslında ne kadar derin anlamlar taşıyabileceğini düşündüm. İnsanlara bakmak suç mu? Bu basit görünen soru, aslında etrafımızdaki dünyayı anlamamızda önemli bir kapı aralıyor. Etik, epistemolojik ve ontolojik açıdan bakıldığında, gözlemlerimiz, haklar, öznellik ve toplumsal normlar hakkında derin felsefi tartışmalara yol açıyor. Bakmak, bazen merak, bazen kontrol etme arzusuyla yapılır. Peki, bu insanın öznel dünyasıyla mı ilgilidir, yoksa başkasının öznesine zarar veren bir davranış mı?
İnsana bakmak, başkalarının sınırlarını ihlal etmek, onları bir nesneye indirgemek ya da sadece “görmek”ten ibaret bir eylem midir? Bu soruya cevap vermek için, felsefi bir yolculuğa çıkmamız gerekebilir. Felsefe, bize yalnızca doğruyu ve yanlışı değil, “var olan” ile “olması gereken” arasındaki çizgiyi sorgulamamıza da olanak tanır. Bu yazıda, insanların birbirlerine bakmasının suç olup olmadığını, etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan inceleyeceğiz.
Etik Perspektif: Başkalarına Bakmanın Ahlaki Boyutları
Etik, insanların neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair temel soruları sorar. İnsanlara bakmanın suç olup olmadığını tartışırken, ahlaki sorumlulukları ve kişisel sınırları göz önünde bulundurmalıyız. İnsana bakmak, bir anlamda o kişinin mahremiyetine saygısızlık edebilir mi? Toplumlar, her bireyin kendi vücut bütünlüğüne sahip olduğu, özel alanının ihlal edilmemesi gereken bireyler olduklarını vurgular. Ancak bu, her durumda geçerli midir?
Felsefi olarak, etik düşünürler özgürlük ve saygı kavramlarına başvururlar. John Stuart Mill, özgürlük üzerine yazdığı On Liberty adlı eserinde, bireylerin özgürlüklerinin başkalarının özgürlüklerini ihlal etmediği sürece korunması gerektiğini savunur. Mill’in bu bakış açısı, başkalarına bakmanın “suç” olup olmadığını, yalnızca bu eylemin başkalarının özgürlüklerini kısıtlayıp kısıtlamadığına göre değerlendirir. Eğer bakmak, birisinin mahremiyetini ihlal ediyor ve onun özgürlüğünü kısıtlıyorsa, etik açıdan yanlış kabul edilebilir. Örneğin, sokakta yürürken ya da bir kafede otururken, başkalarına gizliden bakmak, onların bilinçli rızası olmadan mahremiyetlerini ihlal etmek anlamına gelebilir.
Ancak etik açıdan bakıldığında, yalnızca bakmak bir suçu oluşturmaz. Felsefeci Emmanuel Levinas, Yüz adlı eserinde, başkasının yüzüne bakmanın, karşılıklı etik bir ilişkinin başlangıcı olduğunu savunur. Levinas’a göre, bakmak, başkasının öznelliğine ve varlığını kabul etmenin bir yolu olarak ele alınmalıdır. Yani bakmak, aslında başkasının varlığını onurlandıran bir eylem olabilir. Bu bakış açısına göre, başkasına bakmak, bir insanın varlık alanına duyulan saygının ifadesi olabilir, eğer bakış bir anlamda empati, anlayış ve saygı içeriyorsa.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Bakış
Epistemoloji, bilgi kuramıdır; yani, neyi, nasıl ve ne ölçüde bildiğimizi sorgular. İnsanlara bakmak, bilgi edinmenin bir yolu mudur? Burada, bakmanın sadece bir gözlem değil, aynı zamanda bir bilgi edinme süreci olduğunu düşünmek önemli. Ancak bu gözlem, öznelliği ve bağlamı nasıl etkiler?
Günümüzde modern epistemolojinin önemli figürlerinden Michel Foucault, güç ve bilgi arasındaki ilişkileri tartışır. Foucault’ya göre, bakmak, gücün bir biçimi olabilir. Bir kişi, bir başkasına bakarak onu nesneleştirebilir, anlamaya çalışırken bu kişinin özne olma hakkını ihlal edebilir. Bu gözlemci ile gözlemlenen arasındaki ilişkiyi Foucault, panoptik kavramıyla açıklamıştır. Panoptik, bir toplumda gözlemlenenin sürekli olarak izlediği ve kontrol edildiği bir yapıdır. Günümüz toplumlarında medyanın ve sosyal medyanın etkisiyle, insanlar birbirlerini sürekli gözlemleyerek bilgi edinirler. Burada bakmak, sadece bir gözlem değil, aynı zamanda kontrol etme, güç elde etme ve bilgi toplama anlamına gelir.
Epistemolojik bir açıdan bakıldığında, bakmak, her zaman objektif bir gözlem değil, aynı zamanda öznel bir sürecin, değer yargılarının ve toplumsal normların etkisi altında gerçekleşir. İnsanlara bakmak, bazen yalnızca dış dünyayı anlamaya çalışma çabası değildir; o kişinin kimliğini, statüsünü, hatta değerini belirlemeye çalışma eylemi de olabilir. Bu da bizi bir başka önemli soruya getirir: Görmek ne kadar doğru bir bilgi üretir? Görmek, her zaman gerçeği yansıtır mı, yoksa sadece sosyal ve kültürel çerçevelerimizle şekillenen bir sürece mi dayanır?
Ontolojik Perspektif: Varoluş ve Bakış
Ontoloji, varlık felsefesiyle ilgilidir. Bu perspektiften bakıldığında, insanlara bakmak, varlıkları anlamakla ilgilidir. Bakmak, başka birinin varlığına, öznelliğine, kimliğine dair bir ilişki kurma çabasıdır. Ancak bakmak, her zaman varlığın derinliklerine ulaşan bir eylem midir?
Heidegger, Being and Time adlı eserinde, insanın dünyadaki varlığını anlamaya çalışırken, başkalarını ve çevresini “farkında olarak” gözlemlediğini savunur. Ancak Heidegger, bu gözlemin, yalnızca yüzeysel bir bakıştan ibaret olabileceğini, insanın kendisini bu gözlemle sınırladığını belirtir. Yani ontolojik bir açıdan bakıldığında, başkalarına bakmak, yalnızca dışsal özelliklerine odaklanarak onları anlamaya çalışma çabası olabilir. Bu da insanın varlığını anlamaya çalışan bir “nesneleştirme” sürecine yol açar. Bakmak, başkalarının varlıklarını tanımak ya da onlara saygı duymak yerine, onları yalnızca birer “görsel öğe” olarak ele almak anlamına gelebilir.
Bir başka ontolojik perspektif, bakmak ve görmek arasındaki farkı sorgular. Bakmak, genellikle yüzeysel bir eylem olarak kabul edilirken, görmek, derinlemesine bir kavrayış gerektirir. Bu bağlamda, başkalarına bakmak, varlıklarının derinliğini kavrayamadan, onları sadece birer varlık olarak gözlemlemek olabilir. Bu durum, bireysel varlıkları anlamada eksik bir bakış açısına yol açabilir.
Sonuç: İnsanlara Bakmak Suç Mu?
İnsanlara bakmak, yalnızca biyolojik bir eylem değil, aynı zamanda bir etik, epistemolojik ve ontolojik meseledir. Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca “bakmanın” kendisinde değil, “bakmanın” bağlamında, niyetinde ve amacında gizlidir. Etik açıdan bakıldığında, bakmak mahremiyeti ihlal edebilir mi? Epistemolojik olarak, bakmak, bilgi edinmenin bir yolu mudur yoksa güç kullanma biçimi midir? Ontolojik olarak, bakmak, başkalarının varlıklarını derinlemesine anlamaya çalışmak mıdır, yoksa onları sadece yüzeysel bir şekilde gözlemlemek mi?
Belki de asıl soru şudur: Bir başkasına bakarken, onun içsel dünyasına saygı duyarak mı bakıyoruz, yoksa sadece görsel bir nesne olarak mı algılıyoruz? Bu soruya cevap verirken, belki de kendimize bir başka soru sormalıyız: Gerçekten görmek mi istiyoruz?