Çığırından Çıkarmak Ne Demek?
“Çığırından çıkarmak” ifadesi, dilimize halk arasında çokça kullanılan bir deyimdir ve bir şeyin kontrolsüz şekilde ilerlemesi, düzenin bozulması ya da sistemin aşırı derecede sapması anlamında kullanılır. Ancak bu deyim, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlarla ilişkilendirildiğinde, çok daha derin ve önemli anlamlar taşır. Bu yazıda, sokakta, toplu taşımada ve işyerinde gözlemlediğim örneklerle “çığırından çıkarmak ne demek?” sorusunu toplumsal bir perspektiften irdeleyeceğim.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Çığırından Çıkarmak
İstanbul’da her gün toplu taşımada seyahat ederken, zaman zaman gözlemlerim, toplumsal cinsiyet rollerinin çığırından çıkıp çıkmadığı konusunda kafamı kurcalıyor. Kadınların ve erkeklerin toplumdaki davranışları, hâlâ pek çok durumda, belli kalıplara sıkıştırılabiliyor. Bu kalıpların dışında hareket eden bireyler, bazen toplumun öngörülen düzenine “aykırı” olarak kabul ediliyor.
Sokakta, işyerlerinde, hatta günlük yaşamın her alanında, erkeklerin daha fazla söz hakkına sahip olduğu ve kararları domine ettiği bir düzende, “çığırından çıkarmak” deyimi, çoğu zaman toplumsal cinsiyet normlarını aşmak, sıradanın dışına çıkmak anlamında algılanabilir. Mesela, kadınların iş dünyasında yüksek pozisyonlarda yer alması, ya da erkeklerin ev işlerine daha fazla katkı sağlaması, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini bozan ve “çığırından çıkmış” davranışlar olarak görülebilir. Bu, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir parçasıdır ve aslında bu mücadele, bir nevi çığırından çıkarmak demektir.
Gözlemlerimden bir örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz hafta iş yerimde bir erkek meslektaşım, çocuk bakımına dair sorumlulukları üstlendiğinde, birçok kişi şaşırmıştı. Bu tür davranışlar, toplumsal cinsiyet normlarının ötesine geçilmesi gerektiğinin, hatta bazen toplumsal yapıların çığırından çıkması gerektiğinin bir işaretiydi.
Çeşitlilik ve Çığırından Çıkarmak
Toplumda çeşitliliğin artmasıyla birlikte, geleneksel kalıpların dışına çıkmak, “çığırından çıkarmak” anlamına gelir. Farklı etnik kökenlerden, inançlardan ve yaşam tarzlarından gelen bireyler, toplumda daha fazla görünür olmaya başladıkça, bu çeşitlilik belirli normların aşılmasına da zemin hazırlamaktadır.
Geçtiğimiz yaz, arkadaşlarımla birlikte bir kafede otururken, farklı kültürlerden gelen insanların kaynaştığı bir atmosferde, etrafımdaki insanları gözlemledim. Bazı kişiler, geleneksel kıyafetleriyle masalarda oturuyordu, bazılarının ise konuşma şekli bile alışık olduğumuzdan çok farklıydı. Ancak burada önemli olan, bu çeşitliliğin, toplumsal yapıyı “çığırından çıkarması” değil, toplumun daha esnek, hoşgörülü ve kabul edici hale gelmesiydi. Çeşitliliği kucaklamak, toplumun düzenini bozmaktan ziyade, onu zenginleştiren bir faktördür.
Bir başka örnek ise, geçtiğimiz günlerde bir parkta yaşadığım bir olayla ilgiliydi. Bir grup genç, farklı etnik kökenlerden gelen bireylerle birlikte bir oyun oynuyordu. Bir anda ortamda büyük bir gürültü ve eğlence patlak verdi. O sırada yanlarında başka bir grup, bu durumu “toplum düzenini bozan bir hareket” olarak değerlendirdi. Oysa ki, farklılıklar bir arada yaşanırken, aslında toplumsal düzenin “çığırından çıkmadığını,” aksine toplumsal zenginliğin artığını görmek mümkündü.
Sosyal Adalet ve Çığırından Çıkarmak
Sosyal adalet, toplumsal yapının çığırından çıkması gerektiği bir diğer alandır. Adaletin sağlanabilmesi için, var olan sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin sorgulanması gerekmektedir. Yüksek gelirli kesimlerin toplumda daha fazla ayrıcalık elde etmesi, düşük gelirli kesimlerin ise çoğu zaman dışlanması, adaletin çığırından çıkması gereken bir alanı oluşturur. Burada, eşitsizliklerin ortadan kalkması, sistemin çığırından çıkmasını ve daha eşitlikçi bir düzenin oluşmasını sağlar.
Bir gün işyerinde, kadın çalışanlardan birinin, düşük maaşla aynı işi yapan erkek çalışanından daha fazla çalışması gerektiğini söylemesi dikkatimi çekti. O an fark ettim ki, bu tür durumlar, sosyal adaletin eksik olduğu ve sistemin adaletsizliğin çığırından çıktığı anlar. Kadınlar, çoğu zaman daha fazla çalışarak, erkeklerle eşit maaşları almak zorunda kalıyorlar. Bu, sosyal yapının bozulması ve sistemin işleyişinin çığırından çıkması demektir.
Bir başka örnek de sokakta yaşadığım bir olaydı. Bir grup insan, açlık ve yoksulluk nedeniyle hayatlarını zor şartlarda sürdürüyorlardı. Bir sokak satıcısı, elinde her gün yaptığı yiyecekleri satarken, yanındaki kişiye, “Bizi görmeyen sistemin çığırından çıkması lazım,” dedi. O an fark ettim ki, sosyal adaletin eksik olduğu bir toplumda, sistemin çığırından çıkması, eşitsizliklerin ortadan kalkması ve herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini anlatıyordu.
Sonuç
“Çığırından çıkarmak” deyimi, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında daha derin anlamlar taşır. Sokakta, toplu taşımada, işyerinde ve günlük yaşamda gözlemlediğimiz örnekler, bu deyimin sadece bir kaotik durumun ifadesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik ve adaletin sağlanması için sistemin değişmesi gerektiği bir çağrı olduğunu gösteriyor. Toplumun belirli kalıplarını aşmak, cinsiyet eşitsizliğini sorgulamak, çeşitliliği kabul etmek ve sosyal adaletin sağlanması için çaba göstermek, aslında çığırından çıkmak değil, düzenin doğru şekilde işlediği bir toplum yaratmak anlamına gelir.